Arka Bahçede "Yeniden Diriliş" Dersi





ÜMMÜŞ PÖRTLEK Ortaokulu’nun son derece komik bir ismi vardı ve bu okulda okuyan öğrenciler, okullarının ismi sorulduğunda, bunu pek söylemek istemezlerdi.


– Hangi okulda okuyorsun?

– Ümmüş Pörtlek!

– Ne?

– Ümmüş Pörtlek Ortaokulu!

– Hu haha ha haaa!

– Aman be! Ne gülüyorsunuz! Ben mi koydum okulun ismini sanki!


Evet, bu gerçekten komik bir isimdi. Ancak okul yapılması için arsasını bağışlayan rahmetli Ümmüş Pörtlek, arsadaki bazı ağaçların asla ama asla kesilmemesi gibi harika bir şart koştuğu için bu okulun, hemen hiçbir okulda eşine rastlanmayacak kadar ağaçlıklı bir arka bahçesi vardı. Bu bahçedeki ağaçlar belki meyve vermeyen ağaçlardı ama bahar mevsiminde bembeyaz çiçekler açıyorlar ve okulların açık olduğu sıcak güneşli günlerde, tatlı gölgeleri sayesinde, öğrenciler ve öğretmenler tarafından adeta kapışılıyorlardı.

İşte böyle yaz bahar havalarında herkes, Ümmüş Pörtlek’in ruhuna en samimisinden rahmet duaları okurdu. “Nur içinde yatasın ÜMMÜŞ PÖRTLEK! Sayende şehrin en ağaçlıklı okulunda okuyoruz. Öteki okulların çocukları,—hele de yazın gidecek bir köyleri yoksa,—bir ağacın pütürüklü tenine dokunamadan aylar yıllar geçirirken, biz ağaçlardan arkadaşlar ve pek sevgili dostlar ediniyor, teneffüslerde onları oyunlarımıza katıp, gölge kapmaca ve tatlı hayal kurmaca oynayabiliyoruz...”

5-A sınıfının uzun zamandır gıcırdamayan yorgun ve köhne kapısından bir ilkbahar neşesi ile giriveren Halis Muhlis, “Hanımefendiler! Beyefendiler! Bugün hava çok güzel! Arka bahçeye çıkıyoruz. Peşimden gelin ama lütfen sessizce...” dedi.


– Safinur, herkes burada mı?

– Evet öğretmenim.

– İdris, Tacettin!?

– Burda!

– Başlayayım o vakit...

– Öğretmenim niye buraya geldik!

– Allah emretti!

– Ha!? Nasıl yani? Allah bugün dersi arka bahçede mi yapın dedi size? Rüyanızda mı?

– Tabiki hayır Safinur! Ama geçen akşam RÛM SÛRESİ’NİN 50. AYETİNİ okuyunca, bugün dersi arka bahçede yapmamız gerektiğini düşündüm. Aslında düşünmekten daha fazlası.. Dersi mutlaka arka bahçede yapmalı ve Rabbimizin Kur’an’da bizlere yani bütün insanlara emrettiği şeyi yerine getirmeliydik.

– Peki ne yapacağız öğretmenim şimdi burda?

– Bakacağız Tacettin!

– Sadece bakacak mıyız?

– Evet ama dikkatlice bakacağız! Nazar edeceğiz.

NAZAR MI? A hahaha! Kimi nazar edeceğiz öğretmenim?

– Kimseyi nazar etmeyeceğiz İdris! Etrafımıza nazar edeceğiz. Allah bize bunu emrediyor.

– Ama nasıl öğretmenim!

– Hanımefendiler! Beyefendiler! Buraya dikkat edin lütfen. Allah Rûm Suresi’nin 50. ayetinde bizlere şöyle buyuruyor:


“Fenzur ilâ âsâri rahmetillâhi keyfe yuhyîl arda ba’de mevtihâ inne zâlike lemuhyîl mevtâ vehüve alâ külli şey’in kadîr...”


Bu ayetin başındaki FENZUR, “nazar et” demektir. Yani bak ama dikkatlice bak!


“Şimdi bak Allah’ın rahmet eserlerine: Ölümünün ardından yeryüzünü nasıl diriltiyor. İşte bu, ölüleri dirilten Allah’tır. O’nun gücü her şeye yeter.”


Arkadaşlar bu ayet ile Allah bizden, kış mevsiminde, adeta ölmüş kurumuş yeryüzüne bahar mevsimi geldiğinde dikkatlice bakmamızı istiyor. Çünkü görmemiz gereken çok önemli bir şey var!

– Nedir öğretmenim o?

– Ölümünün ardından yeryüzünün nasıl tekrar diriltildiği!


Arka bahçedeki ağaçlar çiçek açmıştı. Daha birkaç hafta öncesine kadar, asırlardır toprak altındaymışcasına kurumuş ve kararmış iskeletlere benzeyen ağaç dalları, beyaz ve pembe çiçeklerle düğüne gidecek genç kızlar ve gelinler gibi süslenip püslenmişti.

Alaycı kocaman kargaların yerini şen serçeler almıştı. Daldan dala neşe içinde uçuşan bu minnacık kuşcuklar, çocukların başları üzerinde durmadan uçuşuyorlardı. Evlerine yeni dönen kırlangıçlar, ilginç kuyruklarını aça kapata hızla geçip gidiyorlar ve yıkılan yahut bozulan yuvalarını sivri gagalarına doldurdukları çamur topları ile tamir etmek için var güçleri ile çalışıyorlardı.

Tombul ve tüylü balarıları, uzun süren kışın sersemliğini üzerlerinden atmanın ve bir an önce vazifeye koyulmanın telaşı ile arkalarında tatlı vızıltılı bir türkü bırakarak, çiçekten çiçeğe konup kalkmaktaydı..

Dikkatlice bakanlar, bahçe duvarının dibinde tomurcuklanmış ve açmak için dualar eden birkaç mayıs papatyasını, eşek maydanozlarını ve neredeyse açmış karahindibaları görebilirdi.

Çok daha dikkatli bakanlar ise, bodur çalıların ve ağaçların üzerinde sessiz ama aceleci karınca katarlarını izleyebilirdi pekala...

Yeryüzü, bu arka bahçede tıpkı âyetin söylediği gibi önce ölmüş sonra yeniden diriltilmişti.

Ağaçlar dirilmiş, dallar dirilmiş, küçük otçuklar, ince çiçekler dirilmişti...

Karıncalar, arılar, minicik sinekler dirilmişti.

Pek az bir zaman sonra kelebekler ve daha nice nice böcekcikler de bu yeniden dirilenler kervanına neşe ile katılacaktı. Allah yeryüzünü ölümünden sonra her baharda yeniden, işte böyle diriltmekteydi...


Halis Muhlis, 5-A sınıfını bütün bunları görmeleri için arka bahçeye çıkarmıştı. Ayet, “NAZAR ET!” emrediyordu çünkü. “Nazar et!” yani “Bak!” ama dikkatlice bak...

DİKKATLİCE BAKTILAR! Sanki daha önce hiç ağaç, hiç kuş, hiç çiçekli bir dal, karınca kervanı, vızıldayan balarısı, şakıyan bir serçe ve evini tamir eden bir kırlangıç görmemiş gibi, baharın bu ilk günlerinde, tam da Rûm Sûresi’nin 50. ayetinde—Rablerinin emrettiği zamanda yani, arka bahçedeki “RAHMET ESERLERİNE” tek tek “nazar edip”, dikkatlice gözlediler onları..

Bahçenin birkaç hafta önceki hâli henüz zihinlerinden silinip gitmediği için, ölümün ardından yeryüzü nasıl diriltiyor, gözleriyle gördüler, akılları ile anladılar ve kalplerinde hissettiler...

Halis Muhlis, başından beri plânladığı konuya girebilir ve Amentü’nün geriye kalan iki şartından biri olan BA’SU BA’DEL MEVT’i yani öldükten sonra yeniden dirilişi ve AHİRETE İMAN’ı, 5-A sınıfı ile rahat rahat konuşabilirdi artık. Nasıl olsa, bu büyük hakikatin capcanlı bir numunesini, az önce kendi gözleri ile görmüşler, Allah, “Ölümünün ardından yeryüzünü nasıl diriltiyor” şahit olmuşlardı.




•••


Özkan Öze'nin DERSİMİZ:AMENTÜ isimli kitabından alınmıştır.

223 görüntüleme