Tüy Gibi Hafif Tüyler!



BEN HER ZAMAN Kızılderililerden taraf oldum. Oyuncuktan da olsa kovboylardan taraf olmadım. Ne zaman mahallede kovboyculuk oynamaya kalksak, herkes benim Kızılderili olacağımı gayet iyi bilirdi. Oysa Kızılderili olmayı kimse istemezdi. Çünkü Kızılderililer, kovboy filmlerinin kadrolu kötü adamlarıydı..

Ben Kızılderililerin değil, kovboyların kötü adam olduklarını bilir; dımdızlak ovalardan kâfileler halinde ilerlerken, zafer kazanmış bir ordunun askerleri gibi başları dik ve onurlu olarak geçip giden bu asil insanları çok severdim...

Kovboyları sevmezdim, hâlâ daha sevmem...

Kızılderili olmak iyiydi güzeldi ama adama önce bir tüy gerekti. Başına takabileceği bir tüy.. Bir kuş tüyü.. Tüy olmadan Kızılderili olunamazdı...


– Tüyün var mı?

– Yok

– Tüy olmadan senin Kızılderili olduğunu nereden bilecez biz. Git bi tüy bul!

– Tamam bekleyin acık.


Eğer top sahasında ölmüş bir karga yoksa; bizim mahallede bir tüy bulabileceğiniz en iyi yer, Dilsiz Recep Amcanın tavuk kümesiydi.

Dilsiz Recep Amca aslında dilsiz değildi. Sadece sıradan insanlar gibi konuşamaz, neredeyse farklı bir dile benzeyen garip bir şekilde konuşurdu. Büyükler onun konuşmalarını pek anlamayazlar ama biz çocuklar, Dilsiz Recep Amcayı anlamakta hiç zorluk çekmezdik.

Sessizce bahçe duvarından atladım ve kümese doğru usul usul yaklaştım. Tombul tavuklar mide gurultusuna benzeyen bir takım sesler çıkardılar. Beni görmek onları çok huzursuz etmişti. Buraya daha önce de gelmiştim. Bir önceki Kızılderili-kovboy savaşında mesela, yani üç gün kadar önce...


– Hişşşt sessiz olun tombul kızlar! Sizinle işim olmaz. Sadece şu yere düşürdüğünüz kanat tüylerinden bir tane alıp gideceğim.


Gurk.. Gurk.. Gurk..


–Tediyon orda la takaaaaaaal! Tumurta talmaa mı teldin?!


Ah işte! Dilsiz Recep Amca beni yakaladı. Durun size hemen tercüme edeyim:

“Ne yapıyon orda la çakaaaaal! Yumurta çalmaya mı geldin?!”


–Yok valla Recep Amca bi tane tüy alacam!

–Taptan tüyü takaaaaal?

(Na’pcaksın tüyü çakaaaal?)

–Kızıldericilik oynıcaz da Recep Amca, kafaya takmalık bi tüy lazım!

–Tatuklalı toltuyosun tatuklal toltunca tabuttuz tumulta tumutluyo tekil tit oldan!

(Tavukları korkutuyorsun tavuklar korkunca kabuksuz yumurta yumurtluyor çekil git ordan!)

–Yok valla Receb Amca aha şuraya bi tane tüy düşmüş onu alıp gidecem. Bak yemin verdim.

–Al! Al da tit temen! Al ta tit! Tabana toylelim. Taban aktama tulaklatını teter topalıl!

(Al! Al da git hemen! Al da git! Babana söylerim baban akşama kulaklarını çeker koparır!)

– Teşekkür ederim Receb Amca!

– Tülü tit! Tettek tipati teni!

(Yürü git! Eşşek sıpası seni!)

– Kolay gelsin Recep Amca!

– Tanata tanata! Ten ten ol, tel taman Tızıltelelilelden talaf ol! O teleftis tovboylaldan talaf olma!

– Ugh!



Kuşların olağanüstü elbiseleri


Mahalle savaşlarında bir Kızılderili olmanız için siz tek bir tüy yeter. Eğer iki tüy bulduysanız Büyük Şef Kızgın Kartal bile olabilirsiniz. Ancak gerçek bir kartal olup uçmak gibi bir niyetiniz varsa, daha fazlasına ihtiyacınız olacaktır. Ve bundan daha fazlası da, sadece gerçek kartallara ve bütün öteki kuşlara verilmiştir...

Ayıların postu, gergedanların derisi, balıkların pulları, sümüklüböceklerin kabukları ve kuşların tüyleri vardır...

Bütün öteki hayvanlar gibi kuşlar için de en güzel elbise, bu tüylerden yaratılmış elbisedir. Ancak kuşların elbiseleri onları sadece soğuktan, yağmurdan, sıcaktan koruyan bir elbise değildir. Aynı zamanda, olağanüstü bir uçuş ekipmanıdır. Çünkü her şeyleriyle uçmaları için yaratılmış olan kuşların, elbiseleri de uçabilmek için gerekli bütün özellikleri taşır...

Kuşlar yumurtalarından çıktıklarında neredeyse tüysüzdürler ve kuştan çok bir fare yavrusuna benzerler. Ama kısa bir süre sonra o çirkin yaratığın her yanı tüylerle kaplanır. Ve bu tüyler bir muhabbet kuşunun tüyleri gibi rengarenk de olabilir, bir kuzgunun tüyleri gibi katran siyahı da, bir martının tüyleri gibi bembeyaz da... Artık yumurta hangi kuşun yumurtası, yavru kimin yavrusu ise, tüyler olması gerektiği renkte ve olması gerektiği şekilde çıkar ve uzar...

Bir kuş tüyünün hikâyesi, yeryüzündeki pek çok şeyin hikâyesi gibi hiç umulmadık bir şekilde başlar.

Yavru kuş, derisinde miniminnacık birer sivilceyi andıran kabarcıklarla yumurtasından çıkar. Bu binlerce kabarcık adeta bir tohum gibi zamanı geldiğinde açılır, her birinden bir tüy çıkar ve kuşun bedeni bu tüylerle kaplanır...

Eğer kuşlar da insanlar gibi giyindikleri elbiselerle hava atmayı bilselerdi, sanırım attıkları havanın rüzgarından yanlarına bile yaklaşamazdık.

Bir kuş tüyünü elimize alıp bakarsak onun tüy ekseni adı verilen ortadaki gövdesinden çıkan pek çok küçük tüyden oluştuğunu görürüz. Biraz daha dikkat edersek, bu küçük tüy dallarının her birinden çok daha küçük başka tüy dallarının çıktığını görürüz. Ancak bunun için tüye güçlü bir mercek ile bakmak gerekir. Bu minik minik tüyler birbirlerine çengel adı verilen kancalarla tutturulmuştur...

Bu hassas yapı kuşların uçma tüylerinde kendini gösterir. Çünkü uçma tüylerinin çok sağlam olması gerekir. Yoksa bizim saçlarımız gibi her esen rüzgarda ordan buraya dağılıp gidecek olsalardı, kuşlar asla uçamazlardı...

Kanatlardaki ve kuyruklardaki uçma tüylerinin dışında kuşların karın bölgelerinde ve sırtlarında da tüyler vardır. Bu tüylere örtü tüyleri adı verilir. Örtü tüylerinin görevi isminden de anlaşıldığı gibi kuşun derisini örtmek onu korumaktır. Ayrıca uçma tüylerinin çok daha düzgün bir şekil almalarını sağlarlar. Bu uçmak için son derece gereklidir...

Bu örtü tüylerinin altında ise dışarıdan görülmeyen hav tüyleri bulunur.

Yavru kuşlar dünyaya bir miktar hav tüyü ile gelirler.

Hav tüyleri, yumuşacıktır ve kuşun derisini bizim iç çamaşırlarımız gibi sararak vücutlarının ısı kaybetmemeleri yani üşümemeleri için yaratılmışlardır.



Tüy gibi hafif tüyler

Uçak mühendislerinin en çok kafa yordukları konulardan bir tanesi, uçakları hem çok sağlam hem de çok hafif malzemelerden yapabilmektir. Çünkü sağlamlık ve hafiflik pek öyle kolay kolay bir araya getirilemeyen iki özelliktir.

Mesela taş sağlamdır ama bir o kadar da ağırdır. Çelik de çok sağlam bir malzemedir ama o da ağırdır.

Günümüzdeki uçaklarda hem sağlam hem de hafif bir takım malzemeler kullanılır ama bilim adamları, çok daha hafif ve çok daha sağlam malzemeler keşfedebilmek için çalışmalarını sürdürmektedirler.

Kuşların tüyleri ise hem çok sağlamdır hem de çok hafiftir. Bir kuş tüyünün ne kadar hafif olduğunu bilirsiniz. O kadar hafiftir ki kuş tüyleri, bir şeyin ne kadar hafif olduğunu anlatmak için “tüy gibi” deriz...

Kuş tüyleri hafiftir ama çubuk kraker gibi çıttadanak kırılacak kadar çürük değildir. Üstelik kazık gibi dimdik, eğilip bükülmeyen bir şey de değildir. Çünkü uçuş sırasında belli açılarda eğilip bükülmesi gerekir. Bu yüzden kuş tüyleri hafif, sağlam ve esnektir... Yani her bir şey gibi tam da olması gerektiği gibi yaratılmıştır...

Ne bir eksik, ne bir fazla...

Tüy bakımı

Her türlü çöplüğü eşelemekten büyük bir keyif alan kargalar dahil, hayatımda hiç saçı başı dağılmış, daha doğrusu tüyleri eğrilmiş bükülmüş, sağa sola yatmış karışmış ve pislenmiş bir kuş görmedim ben...

Minnacık serçelerden güvercinlere, kanaryalardan muhabbet kuşlarına, kargalardan ispinozlara, bülbüllere ve ördeklere kadar nerede bir kuş görsem, tüylerinin pırıl pırıl, tertemiz ve düzenli olması gözümden hiç kaçmaz... Kuşlar her zaman temiz, her zaman bakımlıdır.

Onların bu titiz yaratılışları sadece güzel görünmek için değildir; tüy bakımı kuşlar için hayatî bir önem taşır...

Gagaları ve ayakları hariç her yerleri tüylerle kaplı kuşların tüyleri, bir yığın bakterinin, mantarın ve kan emici asalağın bayıla bayıla yayıldıkları, yayılıp dağıldıkları iştah açıcı bir ortamdır. Ancak kuşlar, bu tehlikelere karşı son derece acayip bir yöntemle korunmuşlardır. Kuyruk tüylerinin hemen altına bir tür yağ salgılayan salgı bezleri konmuştur... Kuyruk tüyleri arasına gizlenmiş bu salgı bezlerindeki yağ, sıradan bir yağ değildir... Mikrop ve bakterilere karşı son derece etkili bir temizlik malzemesidir..

Çünkü bu yağ, kuşların tüylerinde mantarların ve bakterilerin türeyip üremesini engeller...

Peki kuşlar, kuyruklarının altında, neredeyse hiç görmedikleri bir yerdeki bu depolardaki yağı alıp vücudundaki bütün tüylere nasıl sürebilir sizce?

Elbette elleri olmadığı için bu işi gagaları ile yapabilirler. Ve çok da güzel yaparlar. Kuşlar yağ bezelerine daldırdıkları gagaları ile tüylerini tek tek elden daha doğrusu gagadan geçirirler. Yemek, içmek ve yavrularını beslemek gibi işlerin dışında bütün günleri bu işle geçer kuşların..

Tüylerini, özellikle de kanatlardaki çok önemli uçuş tüylerini, gagaları ile tek tek yağlar ve düzeltirler...

Peki orada bir yağ bezesi olduğunu ve bu bezenin salgıladığı yağın, tüylerine sürülmesi gerektiğini nereden bilir kuşlar?

O yağın parazitleri ve mantarları öldürdüğünü peki!?

Ya nasıl sürüleceğini, kaç günde bir bu işlemin yapılması gerektiğini..?

Peki kuşlar kendilerini rahatsız eden şeylerin mantar ya da bakteriler olduğunu nereden biliyorlardı?

Peki bu bakterilerden kurtulmak için bir salgı bezi fikri kime aitti? Akbabalara mı yoksa ördeklere mi?

Peki salgı bezinin bakteri ve mantarlara karşı etkili bir salgıyı üretmesi nasıl oldu?

Neden dezenfektan özelliği olmayan, mantarların ve bakterilerin hoşuna gidecek bir salgı çıkmaz bezlerden? Neden etkili temizleyici bir madde çıkar?

Pek çoğu kuyruklarının altını bir kez olsun bile göremezken, o yağ bezlerini gagaları ile sıkıp salgıyı çakartacaklarını nereden bildi kuşlar?

Çıkardıkları salgıyı itina ile bütün tüy ve kanatlarına tek tek sürebilmeyi kimden öğrendiler peki?

Bu koruyucu yağın, bakteri ve mantarları temizlerken, aynı zamanda kanat ve tüylerin su geçirmez bir özellik kazandırması, tüylerin esnekliğini koruması nasıl mümkün oldu?

Bazı bilim adamları bu sorulara iki kere ikinin dört ettiğini söylüyormuşçasına kendinden emin bir şekilde: “Milyonlarca yıl hart hart kaşınan kuşlar, tüylerinin arasındaki bu mantar ve bakterilerden kurtulmak için kuyruklarının altında, içinde bakterilere ve mantarla karşı öldürücü etkiye sahip bir dezenfektan madde içeren bir takım yağ bezeleri geliştirdiler..” deyiverirler hemen bir çırpıda...

Size bütün bu olağanüstü işlerin kendi kendine olup bittiğini söyler... Ve sizi her şeyin tesadüfen böyle olduğuna inandırmaya çalışırlar...

Ben bilim adamı değilim. Bir kuş bilimci de değilim. Ama aklımı peynir ekmekle yemiş de değilim...

Bütün bu işlerin kendi kendine tesadüfen evrile çevrile, eğile büküle, değişe tokuşa tesadüfen olabileceğine asla inanmam...

Kuşların, tüylerinin her bir teline, gagalarından pençelerine kadar her şeyleri ile Allah’ın kanatlı mucizeleri olduğunu bilirim çünkü...




(Özkan Öze'nin TARIK USLU ismi ile yazdığı, çocuklar için popüler bilim kitapları ACAYİP ŞEYLER DİZİSİ'nin 10. kitabı ŞU ACAYİP KUŞLAR'dan alınmıştır.)





Çizim: Sevgi İçigen

0 görüntüleme