Orada Neler Oluyor?


DÜŞÜNMEYİ hiç düşünmediğim konular üzerinde düşünmemi sağlamak, Filozof’un sık sık yaptığı bir şeydi. Eğer onunla bir arada yaşamak mecburiyetinde kalmasaydım, hayatım boyunca, var olmak üzerine tek bir sefer olsun düşünür müydüm acaba? “SAHiLDE bir kum tanesi olayım; yeter ki VARLIĞIMDAN haberdar olayım!” der miydim mesela? Sanmıyorum...


–Evde hiç çikolata var mı Filozof?

–Yok.

–Nasıl yok ya?

–Bana olmayan bir şeyin nasıl olduğunu mu soruyorsun Çaylak?

–Soramaz mıyım?

–Sorarsın ama ben sana bir cevap veremem. Çünkü yokun nasılı olmaz! Ama eğer “Var!” deseydim ve bana, “Nasıl var?” diye bir soru sorsaydın; sana Güney Amerika’daki And Dağları’nın eteklerinde başlayan ve market alış verişine çıkan yaşlı bir kadının mutfak dolabına kadar uzanan müthiş bir hikâye anlatabilirdim. Çünkü, “Var, nasıl var?” sorusu, insan aklına yakışan bir sorudur ve hep bir cevabı vardır.

–Sana Filozof yerine başka bir isim mi bulmalıydım acaba?

–Ben de sana Çaylak yerine Aylak mı demeliydim acaba?

–Var vardır, yok da yoktur Filozof, ne diye işi neredeyse BıG BANG’a kadar uzatıyorsun?

–Sence bu kadar basit olabilir mi?

–Niye olmasın?

–“Var vardır, yok da yoktur!” diyerek işin içinden sıyrılamayız Çaylak. Var olanın nasıl var olduğunu sormak zorundayız. Uzayın mesela... Galaksilerin, yıldızların, gezegenlerin, gökyüzünün, bulutların, yağmur ve kar tanelerinin, dağların, denizlerin, ağaçların, çiçeklerin, arıların ya da kuşların ve insanın...

–Her şeyin yani?

–Eğer birtakım Antik Yunan sofistleri gibi “Aslında hiçbir şey yok. Varsa da bundan asla emin olamayız!” diyerek, akıllı bir mahlûk olmaktan istifa etmemişsen, Bertrand Russell gibi, “İşte evren, karşımızda duruyor ve hepsi bu!” diyemezsin.

Zerresinden küresine kadar her şeyi ile bütün bu kâinat, bu olağanüstü evren hakkında “Madem var! Öyleyse nasıl?” diye sormalı ve buna bir cevap aramalı, bir cevap bulmalı ve bir cevap vermelisin.

Bu büyük bir yolculuktur Çaylak. Var olan şeyler hakkında düşünmek, bizi onları Var Eden’e götürür.

–Bilim insanlarını götürmüyor ama!

–Bunu da nerden çıkardın?

–Bir sürü bilim insanı var; hayatlarını, var olan şeylerin nasıl var olduklarını bulmakla geçiriyorlar. Ama bazıları dümdüz ateist! Agnostik falan bile değil yani!

–Bilim bize nasıl sorusunun cevabını söyleyemez Çaylak.

–Nasıl söyleyemez ya? Bilim insanları araştırıyorlar ve bize fotosentezin nasıl olduğunu söylüyorlar, hücrelerin nasıl bölündüğünü ya da yağmurun nasıl yağdığını falan...

–Hayır. Bilimin bize söylediği, bütün bunların nasıl olduğu değildir! Bütün bunlar yaşanırken, orada neler olduğudur!

Bir yaprağın hücrelerindeki o muhteşem fotosentez fabrikalarında neler olduğu...

Bir hücre bölünürken, yahut iki hücre birleşirken orada neler olduğu...

Bir bulutun karnında yağmur damlacıkları veya kar taneleri ortaya çıkarken neler olduğu...

neler olduğunu bilmekle, nasıl olduğunu bilmek farklı şeylerdir!

Bilimin “Nasıl oluyor?” sorusuna verebileceği tek bir cevap vardır: “Böyle oluyor!” Ama bu, “Nasıl oluyor?” sorusunun cevabı değildir. Bu, orada neler olduğunun cevabıdır. Birbirine karıştırmaman gereken şey bu! Anlatabildim mi acaba?

–Kafam karıştı biraz.

–Sana bir örnek vereyim o zaman. Geçen gün, mutfakta kopan gürültüden sonra sana ne diye seslendim?

–“Hey orada neler oluyor!”

–Sen bana ne cevap verdin?

–“Hiç. Sadece iki tabak kırıldı!”

–İşte bu, “Neler oluyor?” sorusunun cevabıydı. Ama “Nasıl oluyor?” sorusunun cevabı değildi. Eğer sana “Nasıl oldu? diye sorsaydım bana, “İki tabak kırıldı!” diye cevap veremezdin. Otuz yıldır hiç kayıp vermeyen, neredeyse antika yemek takımından iki tabağın canına kimin okuduğunu anlatmak zorunda kalırdın.

–Anlattım ya! Kedi yüzünden.

–Mevzu bu değil. Aradaki farkı anladın mı?

–Aa! Evet! Yani... Sanırım...

–Şimdi. Bak Çaylak. Sana, neler olduğunu bilmek ile nasıl olduğunu bilmek farklı şeylerdir dedim ama farklı olmaları, birbirinden ayrı olmaları anlamına da gelmiyor. Farklılar, fakat bir aradalar! Çünkü bir şeyin “nasıl” olduğuna cevap vermek için, önce “neler” olduğunu bilmek gerekir. Eğer neler olduğunu bilmiyorsan, nasıl olduğunu da soramazsın.

Bilim, bizim için yaprak hücrelerindeki, klorofillerde yaşanan o inanılmaz FOTOSENTEZ olayına dair sayfalar dolusu açıklama, yığınla formül çıkarıp önümüze koyar. Bu olağanüstü bir emektir. İnsan merakının en kıymetli sonucudur. Buna saygı duymalısın! Ancak bütün bunlar bize, orada, o klorofillerin içinde, neler olduğunu yani hangi olayların yaşandığını gösterir! Nasıl olduğunu değil...

–Nasıl olduğunu nasıl bileceğiz peki?

–Bilim insanı da olsak, sıradan bir meraklı da olsak; buna vereceğimiz cevap, “bilimsel” bir cevap değildir. Tamamen bizim tercihlerimize, neye inanıp neye inanmak istediğimize göre oluşturduğumuz bakış açısına göre değişir.

Yeryüzüne dair bir bakış açımıza... Çiçekler, yıldızlar ve ikisi arasında var edilmiş her şeye dair bakış açımıza...

Bazıları, “Bütün bunlar, tamamen bir tesadüf sonucu oldu. Kendi kendine gerçekleşti. Evrimsel süreç içinde, milyarlarca yıl sürmüş körlemesine bir değiş tokuşla, türlü mutasyonlarla, imkânsız rastlantılarla bu hale geldi. Bunların hepsi tabiat ananın yani doğanın işidir!” der.

İşte bu, onların “Nasıl oldu?” sorusuna verdikleri cevaptır.

Bazıları da, “Bütün bu işler, bu hassas ölçüler, miktarlar, mucizevî incecik dengeler, şaşmaz işleyişler, muhteşem sanatlar...” ne kendi kendine olabilir, ne de kör tesadüflerle!” şeklinde verir cevabını.

Ve bu da, diğerlerinin “Nasıl oldu?” sorusuna verdikleri cevaptır.

–Yani Allah’a inanmakla, inanmamak arasında yaptığımız tercihe göre değişir.

–Evet, aynen öyle.

–Bilimsel kitaplar okurken ya da bir belgesel seyrederken dikkat et Çaylak. Orada sana anlatılanlar, nasıl olduğu değil, neler olduğu yahut neler olabileceğine dair birtakım teorilerdir. Ancak bilim, hiçbir zaman tarafsız olamaz. Çünkü bilim insanlarının da “Nasıl?” sorusuna vermeyi tercih ettikleri, inandıkları, savundukları, iman ettikleri bir cevapları mutlaka vardır. Keşiflerini, bu inancın onları mecbur bıraktığı bakış açısı ile anlatırlar.

–Nasıl yani?

–Şu rafta yatay duran kitabı verir misin?

–Bu hipopotamlarla ilgili! Filozof su aygırları ile ilgili bir kitap mı okuyorsun sen?

–Hayatım boyunca bilim kitapları okumaktan hiç vazgeçmedim Çaylak. Şu paragrafı yüksek sesle oku lütfen.


“Hipopotamların derilerinden güneş kremi etkisine sahip, kırmızı-turuncu renkte bir sıvı salgılanır. İçinde bol miktarda kırmızı pigment bulunan bu salgı, onların derilerinin, güneşten gelen morötesi ışınlardan zarar görmesini engeller. Ayrıca anti bakteriyel bir özelliğe de sahiptir. Bu sayede, yaraları mikrop kapmadan iyileşir...”


–Dur! Buraya kadar okudukların, orada neler olduğunu anlatıyor. İşte bu bilimdir. Devam et.


“Bu, organik güneş kremi, tabiat anadan hipopotamlara milyonlarca yıllık bir sürecinin sonunda verilmiş son derece faydalı bir hediyedir.”


–Bu ise, bilim değildir. Bu, inançtır!

–İnanç mı?

–İnanç evet! Herkes inanır Çaylak. Bilim insanları da inanır! “Ben inanmıyorum” diyen birine inanma. Çünkü o da, hiçbir şeye inanmıyor olsa bile, bu durumda senin inandığın şeyin tam tersine inanıyor demektir.

–Tamam ama Filozof ben bilimin, insanların inançlarından tamamen tarafsız olması gerektiğini düşünüyorum.

–Bak! Bu kitapta hipopotamlarla yani su aygırları ile ilgili yığınla bilgi var. Bunları araştıranlar, yazanlar ya da okuyanlar akılları ve kalpleri ile bu bilgiyi ister istemez kendi durdukları tarafa göre değerlendirirler. Mesela, Allah’a inanan biri için, hipopotamların derilerinden güneş kremi etkisine sahip, kırmızı-turuncu renkte bir sıvı salgılanması, her şey gibi son derece hikmetli bir yaratılış harikasıdır. Dünya’dan yüz elli milyon kilometre uzaklıktaki bir yıldızdan gelen zararlı ışınlardan, sıcak Afrika savanlarındaki akarsularda, göllerde ve bataklıklarda yaşayan bu canlıları korumak için, binlerce sebep bir araya getirilerek var edilmiştir.

Allah’a inanmayan biri içinse bu, hipopotamlar deri kanseri olmasınlar, derilerindeki yaralar mikrop kapmasın ve çabuk iyileşsin diye “tabiat ananın” onlara “bahşettiği” bir hediyedir!

İşte bu ikisi arasında tarafsız durulacak bir yer yoktur Çaylak. Herkesin bir tarafı vardır. Ya bu kâinatın Rabbine iman edersin ya da tabiata yani havaya, suya, toprağa, ışığa, soğuğa ve sıcağa taparsın!

–Filozof, bir bilim insanı nasıl ateist olur?

–Bir ateist bilim insanı olduğunda...



ÇAYLAK İLE FİYOZOF 5'ten

229 görüntüleme6 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Gri Bölge