Namazın Kalbi




İDRİS TAKACI öğretmen masasının üzerinden bir süre ortalığı seyrettikten sonra, ALLAHU EKBER diyerek alnını secdeye yapıştırıverdi. Ama ne yapıştırmak! Tahta masadan o kadar ses çıktı ki, bütün sınıf buna kahkahalarla güldü. Halis Muhlis bile...


–İdris ne yapıyorsun, kafanı kıracaksın?

–Sağlam secde olsun dedim öğretmenim.

–Sağlam secde böyle mi olur İdris?

–Nasıl olur öğretmenim?

–Ne yapıyor olduğunun farkında olacaksın önce.

–SECDE ediyorum işte!

–Peki, sen öyle kal o zaman. Hem sağlam hem de uzun bir secde olsun madem.

Aranızda SECDE ne demek söyleyebilecek olan var mı?

–Yok tabii öğretmenim.

–İdris sen secdede değil misin? Secdedeysen secdede gibi dur orada.

–Özür dilerim öğretmenim.

–Hanımefendiler, beyefendiler! Eğer namazın bir kalbi olsa, o kesinlikle SECDE olurdu. Secde eden bir kul, ne der biliyor musunuz?

“Ey Allah’ım!” der. “Senin büyüklüğünü, benim Rabbim olduğunu, kudretinin nihayetsiz, ilminin sonsuz olduğunu kabul ediyorum. Sen benim Rabbimsin, ben ise senin yarattığın ve yaşattığın kulunum...”

Secde; boyun eğmek, itaat etmek demektir. Ve boyun eğip itaat ettiğini, haddini bilerek, tevazu ile göstermektir. Biz Müslümanlar, sadece Allah’ın huzurunda secde ederiz. Başkasına secde etmek yasaktır bize. Çünkü secde Allah’adır. Ve Allah’a secde eden, başka kimseye secde etmez!

–Hiç kimseye mi?

–Hiç kimseye Safinur.

İdris Takacı’nın öğretmen masasının üzerinde ve secdede keyfi yerinde gibi görünüyordu. Halis Muhlis zaman zaman ona mütebessim bir bakış atarak, konuşmasına devam etti.


–Secdenin bir anlamının da itaat etmek, O’nun emirlerine uymak olduğunu söylemiştim ya! Bu mânâda her şey Allah’a secde eder...


“Gökte olanların, yerde olanların, Güneşin, Ayın, yıldızların, dağların, ağaçların ve bütün canlıların Allah’a secde ettiğini görmedin mi?” (Hacc Sûresi, 18)


Belirlenmiş yollarında yüzer gibi gezen yıldızlar ışıldarken, Güneş doğarken, Ay bir gece lambası gibi uzak tepelerin, serin koklu çam ağaçları ile kaplı korulukların arkasından doğarken, Dünya dönerken, okyanuslar kendilerine tayin edilen sınırları aşmadan çalkalanırken, dereler, çaylar, ırmaklar taşların kayaların arasından, tatlı serin akarken, ağaçlar göğerirken, uzayan dallar çiçeklenirken ve çiçekler meyveye dururken, kuşlar uçarken, arılar ve kelebekler gezinirken, koca gözlü inekler süt dolu memeleri ile sallana sallana evlerine giderken, bulutlar gelip geçerken üstümüzden, yağmur taneleri tıpır tıpır dökülürken, rüzgarın esmesi ile dolgun buğday başakları bir o yana bir bu yana savrulurken, toprağın altında bir süredir uyuyan tohumcuklar açılırken, minicik filizcikler başlarını çıkarırken, yumurtaların içinde ispinozlar, kırlangıçlar, zarif kuğular halden hale geçip şekillenirken, annelerin karnında karanlık ama o emin beldede, hücreler bölüne çoğala büyürken, eller, gözler, kulaklar yaratılırken...yerlerde ve göklerde her ne varsa yaratılmış, Allah’ın emirlerine itaat ederler.

Ol dediği olur, dur dediği durur, dön dediği döner, aç emrettiği açar ve gül olur sümbül olur...

İşte bunlar hep secdedir.

Ve “İnsanların da pek çoğu Ona secde eder”

Fakat bu sadece namazlarda, sadece alnımız yere değdirerek yaptığımızdan ibaret değildir. Secde bütün bir ömürdür. Namazdaki secdemiz ise, bunu göstermenin en güzel yoludur.

Biz namazlarda, Rabbimizin huzurunda, sadece O’nun huzurunda ve O’nun için secde ederek, bütün kâinatın secdesine katılır ve “Evet Allah’ım! Evet! Her şey Sana itaat ederken, Senin koyduğun kanunlara uyarken, Sen onları niçin yaratmışsan, ona göre davranırken, ben de onlar gibi Sana itaat eder, Senin arzu ettiğin gibi yaşamak için gayret ederim. Sen beni bunda özgür bıraktın. Ama ben kendi isteğimle, Senin emrine uydum, Sana geldim ve işte Senin huzurunda alnımı yere koydum.

Ve Sübhanerabbiye’l-a’lâ dedim.

Yani, Sen Sübhansın! Her türlü eksikten, noksandan, kusurdan, acizlikten, zayıflıktan, bilmemekten sonsuz derece uzaksın ve Aliyy’sin! Yücelerin en yücesindesin. Yarattığın hiçbir şey, Sana üstünlük taslayamaz...


SÜBHANERABBİYE’L-A’LÂ

SÜBHANERABBİYE’L-A’LÂ

SÜBHANERABBİYE’L-A’LÂ


İşte arkadaşlar, SECDE böyle bir şeydir. Peygamber Efendimiz (asm)’in deyişi ile, “Kulun Rabbine en yakın olduğu andır o...


5/A sınıfı Halis Muhlis’i dikkatle dinliyor ve daha önce bildikleri duydukları namaz hakkında onun anlattıkları karşısında, sanki ilk kez duyuyorlarmış gibi hayret ediyorlardı.


–İdris tamam kalkabilirsin artık secdeden.

–Öğretmenim bu uyudu galiba.

–Ne? Ama nasıl olur?

–İdris! Hadi kalk!

–Sesi çıkmıyor öğretmenim.

–İdris! İdris evladım uyudun mu gerçekten?


Ama İdris Takacı’dan hiç ses çıkmıyordu gerçekten! Halis Muhlis ona yaklaştı ve sırtına hafifçe dokundu.


–Şişşşt! İdris!

–Ya anne yaaa! Benim karnım ağrıyo, gitmiycem bugün okula!


5/A sınıfında bir kahkaha kıyamet koptu. Ve İdris Takacı da ancak böyle uyandı. Az daha öğretmen kürsüsünden düşecekti.


–İçim geçmiş öğretmenim!

–Ah İdris ah! Demek karnın ağrıyor ha?

–Yok öğretmenim o da nerden çıktı. Ama acıktım biraz.

–Yok bir şey, hadi düşmeden in şuradan.

–Günaydın İdris, iyi uyudun mu bari?

–Sus kız!

–İdriiiis!

–Özür dilerim öğretmenim.


•••


ÖZKAN ÖZE'nin DERSİMİZ NAMAZ isimli kitabından alınmıştır.

0 görüntüleme