Kur'an Okumasını Nasıl Öğrendim?



ELİF, BE, TE, SE, CİM... Böyle başladı ilk Kur’an dersim... Binbir türlü oyunun çocukları sokaklara çağırdığı o upuzun yaz günlerinde, sayfa altlarında Latin harfli yazılışı bulunan, Elifba kitabımı koltuğumun altına sıkıştırır; sızlana sızlana, Hocaannenin evine giderdim.

O her zamanki gibi, balkonun köşesine oturmuş beni beklerdi.

“Gel çocuğum gel! Aç bakalım dersini!”

Hocaanne, acayip kalın camlı gözlüklerinin altından, artık iyice yaşlanmış gözleriyle satırları süzer ve okurken yaptığım yanlışları bir bir düzeltirdi. Kızmazdı, sıkılmazdı..

Benim her gün öfleye püfleye gittiğim Kur’an dersinde, benden çok daha taze bir heyecan ile, kim bilir kaç bin kez okuduğu satırları hem okur, hem okuturdu.

Fakat, ben, Hocaanneye çaktırmadan onun yaşlı parmaklarıyla gösterdiği satırları, sayfanın altındaki Latin harfli kısmından okurdum.

Hocaanne ise her defasında:

“Afferin çocuğum! Afferin çocuğum!” diyerek başımı okşar, bana türlü iltifatlar ederdi.

Bu böyle bir ay devam etti.

Zaman zaman, içime bir vicdan azabı saplanır; o mübarek ve yaşlı kadıncağızı düpedüz aldattığım aklıma geldikçe, kendimden utanırdım. Fakat, bu işten de vazgeçmezdim.

Nihayet benim Latinceli Elifbam bitti. Kur’an’a geçtim. Hem de, mahallenin öteki çocuklarından haftalar önce...

Hocaanne:

“Aferin çocuğum aferin çocuğum! Kur’an’a ne çabuk geçtin!” diye sırtımı sıvazlayıp, başımı okşadığı gün ise, yaptığım haltın zararını çekeceğim vaktin gelip çattığını anlamıştım.

Ben şimdi altında Latin harfli okunuşu olan bir Kur’an’ı nerede bulacaktım!

Ertesi sabah, Elifba’yı masanın üzerinde, yutkuna yutkuna bırakarak, Kur’an’ımı koltuğumun altına sıkıştırıp, Hocaanne’ye diye çıktım evden.

“Eyvah! Şimdi ne edecektim? Hay benim koca kafam!”

Kur’an’ın ilk suresi Fatiha idi ve çok şükür ben Fatiha’yı ezbere biliyordum. Ezbere bildiğimi Hocaanne’ye çaktırmadan, azıcık yalandan kem-küm ederek o günkü dersi bitirdim.

Ertesi gün Bakara Suresi’ne başladık.

“Oku çocuğum..”

“Elif laaaam miiiim”

Oh! Bu kısmı kolaydı..

“Aferin çocuğum aferin!”

“Zalikel ki...”

“Oku çocuğum, oku heyecanlanma!”

“Zalikel kitaaaabuuuuu..”

“Allah Allah! Oku yavrum, oku! Ne güzel okuyordun evvelisi gün.. Fesuphanallah!”

Bu yüz karası vaziyet, bir hafta kadar böyle devam etti.

Sonra da okul açıldı ve ben o gün için, derin bir “oh!” çekerek bu işten kurtulduğuma sevindim.

İşittiğime göre Hocaanne bu olanlara pek üzülmüş ve anneme:

“Ne oldu yavruma anlayamadım” demiş.

Aradan uzun yıllar geçti. Ben Hocaanne’yi değil de, aslında kendimi kandırdığımı pek çok kereler, en acıtacak şekilde anladım.

Sonradan, elime kolay anlatımlı bir çocuk Elifba’sı alıp, kimselerin beni görmeyeceği yerlerde, geceleri gizli gizli, Kur’an öğrenmeye çalıştım.

Ve her takıldığım yerde, Hocaanne’nin çoktan Cennet bahçelerinden bir bahçeyi seyredalmış ruhuna rahmetler okudum...

Elif, be, te, se, cim... Ben Kur’an okumasını, işte böyle öğrendim...



KUR'AN'I MERAK EDİYORUM kitabından alınmıştır.


275 görüntüleme3 yorum