Kırk sekiz... Kırk dokuz... Elli...


Aşk olsun Haşim!

Hani ağır ağır çıkacaktım bu merdivenlerden?

Hani öyle demiştin!

Yirmi seneden ziyade vakit geçmiş üzerinden Tophane’den Cihangire doğru tırmanan o merdivenleri mutlak bilirsin, çık çık bitmez sanırsın! Gençliğimde bir süre Cihangir’de ikamet eylediğimden, çok saymışlığım vardır o basamakları…

Yirmi dört… Yirmi beş.. Yirmi altı…

Yaş o zamanlar daha yirmi altı…

Dudaklarımda şarkı yerine, mısraların vardı.


“Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,

Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak…”


Şair sözü için, “inanma mübalağası çok olur” derler de kulak asmazdım. Doğruymuş zahir.

Pembe güller gibi serin sabahlardı ve erimiş yakuttandı kızıl akşamlar derken, yarım asra merdiven dayadım.

Merdiven dayadım dediysem, o da lafın gelişi.

İnsan şuncacık mesafe için merdiven mi dayarmış?

Ne merdiveni cancağazım? Merdivene ne hacet!

Kırk sekiz… Kırk dokuz… Elli…

Al sana yarım asır!

Yarım asır Haşim! Yarım asır!

Yüz seneye asır derler.

Kırk sekiz… Kırk dokuz… Elli…

Say ki artık, yarısını yaşadım…

Fakat merak etme, seni bütün bütün de haksız çıkarmayacağım.

“Sular sarardı”, yüzüm “perde perde solmakta…”

Ve bende çoktan, “akşam olmakta…”

0 görüntüleme