KEDİ MAVİ / Sormagir Mahallesi Hikayeleri

En son güncellendiği tarih: Nis 27





CENGİZ TATAK, aslında öyle çok da fena bir çocuk değildi. Fakat hayvanlarla pek geçinemezdi.

Hele de kedilerle! Aman Allah’ım! Hele de kedilerle!

Neymiş efendim? Katiyyyyen sevmiyormuş! Bir kediye dokunsa, yahut kedi buna dokunacak olsa, burada söylenmeyecek yerlerine kadar her bir yanı bakla bakla kabarıp, kaşım kaşım kaşınıyormuş! O derece bir alerjisi varmış!

Sevme cancağazım, sevme! Kediler de sana bayılmıyorlar a! Fakat ne ilişiyorsun?Gördün kedi, kaç beri. Ne sokuluyorsun? Yatmış uyuyan hayvanı, ne diye dürtüklüyorsun?

Bizim Mahpeyker Çıtırak, bu kedi düşmanlığından sebep, Cengiz Tatak’tan pek haz etmez. Sevmez yani bildiğin, hoşlanmaz. Ama düşmanlık da etmez şimdi Allah’ı var. Görünce selamını verir, derslerini falan hep sorar. Aynı mahallenin insanıyız, yüz yüze bakıyoruz, komşuyuz ya hu! Komşuyuz! Ötesi mi var bunun?

Bakın bir gün ne oldu? Mahpeyker’in bir kedisi vardı. Tekir. Aman yanlış olmasın!Tekir kedinin cinsi, adı değil. Böyle kül rengi parmak parmak siyahî çizgili tombalak bir kaplan ufacığı. Alnısında da M harfi var. Tekirlerin umumiyetle öyle olur. O yüzden Mahpeyker tekirin ismini MAVİ koymuştu.

“Kız bunun neresi mavi?” derdik. “Gözlerinde azıcık mavilik var ya!” derdi. Hakikaten vardı.

Neyse…

Bu tekir, Mavi, bir gün kayboldu. Anam öyle böyle bir kaybolmak değil, sanki Mevlam oncağızı hiç yaratmamış gibi, yer yarılmış da içine girmiş gibi kayboldu.

Yok! Yok! Yok! Biz hepimiz seferber olduk, mahalleyi bir baştan ta öte başa kadar aradık taradık bulamadık.

Mahpeyker ağlar, onu ağlamakta yalnız bırakmamak için Safinur daha çok ağlar. Bizden utanmasa Tacettin de açacak çeşmeleri ama tuttu kendini. Böyle gözleri billur kaseler gibi irileşip yanar döner bir hâl aldı; fakat koyveremedi göz yaşlarını. Artık tenhalıkta falan ağladıysa onu bilmem, olabilir.

Aslında nedir, kedidir! Ne demişler, “Evin kedisi yoktur, kedinin evi vardır.” Aklına eser çeker gider. Ama iş öyle değildi işte. Mavi, hamileydi. Karnı burnundaydı hayvanın. Ha doğurdu ha doğuracaktı!

Neyse…

Mavi’yi bulmaktan ümidimizi yitirdik, gün de zaten akşam oldu. Herkes evine, evi olmayan fare deliğine çekildi gitti.

Ve yıldızlarla yaldızlanmış gece, koyu lacivert kadifeden bir battaniye gibi Sormagir’in üzerini örttü. Uyuyanlar uyudu, gözüne uyku girmeyenler koyundur keçidir ne kadar küçükbaş hayvan varsa hep saydı tüketti. Derken bir cankurtaranın feryadı ortalığı ayağa kaldırdı.

Naaaaaniiiiiiinaaaaaniiiii! Naaaaaniiiiiiinaaaaaniiiii!

Kıyamet gürültü. Adamlar hep yataklarından fırladı pijamalarını bile çıkaramadan üzerlerine pantolonlarını çekip, attılar kendilerini sokağa. Biz çocuklar hep uyandık, vantuzlu oyuncaklar gibi camlara yapıştık. Cankurtaran, mavi kırmızı ışıldaklarını çaka çaka geldi de Vasfiye Teyze’lerin evinin önünde durdu mu sana? Ben daha duramadım koştum dışarıya çıktım. Baktım İdris Takacı da atmış kendisini sokağa. Mahpeyker ile Safinur’da sarılmışlar hırkalarına gelmişler.

–No’lmuş?

–Bilmem!

– Cengiz’e mi bir şey olmuş?

– Bilmem!

Ne olmuş söyleyeyim ben size. Gece Cengiz Tatak yatağından bir fırlayış ile fırlamış. Yüzü gözü eli ayağı bakla bakla kabarmış, kaşıntıdan ölüyor!

Bunu böyle gören Vasfiye Teyze önce kapmış mı sana seksen derece limon kolonyasını ,girişmiş mi Cengizine! Sürdükçe sürmüş, sürdükçe sürmüş. O sürdükçe Cengiz daha da yanmış mı sana! Hem ne yanmak!

–Yanıyorum Aneeeeuuu!

Kadıncağız bakmış olmayacak, Cengiz’in feryad u figanı durmayacak, hemen cankurtaranı aramış. Cankurtaran Allah’tan çabuk geldi. Ama Cengiz’i sedyeye bindiremediler, korktu binmedi, yerlerde yatıp yuvarlandı. Mahallenin adamlarından biri bunu sallasırt etti, kaptığı gibi cankurtaranın içine attı. Cankurtaran geldiği gibi naaaaniiiiiinaaaaaniiiiii aldı götürdü Cengiz’i. Tabii vasfiye Teyze de beraber.

Şimdi Cengiz’in babası yok biliyor musunuz? Çok eskiden rahmetli olmuş, Cengiz daha küçükmüş. O yüzden mahallenin adamları bir ihtiyaç lazım olsa Vasfiye Teyzelerin evinin önüne koşarlar hemen.

E tabii koşacaklar a! Komşuyuz, komşu! Daha ötesi mi var bunun.

Efendim “Bu Cengiz’e ne olmuş peki?” derseniz, onu da anlatayım.

Mahpeyker’in hamile kedisi Mavi, koca Sormagir’de sanki hiç yer kalmamış gibi sen git, Cengiz’in yatağının altına gir, orada yavrula! Tabii oğlanın alerjisi var. Var da Mavi bunu nerden bilecek? Hayvan yatağa yorgana hep sürünmüş, yatmış yuvarlanmış, divanın altına da üç tane yavru yavrulamış. e tabii Cengiz yatağına girip yatınca da olanlar olmuş.

Biçare Cengiz, artık, nerede bir kedi görse en yakın ağaca çıkıyor korkudan. Fakat Cengiz’i gören kediler de dururlar mı? Onlar da Cengiz’den korkularına aynı ağaca çıkıyorlar!

Yapmayacaktın Cengiiiiiz! Kedi kısmısı ile zıtlaşmayacaktın, madem sevmiyorsun, hiç bulaşmayacaktın!



illustration: Ceyhun Şen


22 görüntüleme1 yorum