Hanzala


GEÇEN GÜN annem ve babam odama gelip “Ali şu kutuyu atma zamanı artık gelmedi mi?” dedi.

Aklım çıktı! Onlara Kuş’un konuştuğunu bile söyleyememişken, kutunun bizi olağanüstü yolculuklara çıkardığını, Yeryüzü Ansiklopedisinden istediğimiz bir bölümü seçip kutunun içinde okumaya başladığımızda, o ülkeye seyahat ettiğimizi nasıl anlatabilirdim?

Elbette onlara yalan söyleyemezdim. Ben de doğruyu söyledim:

–Ama ben bu kutuyu çok seviyorum ve içinde kitap okumaya bayılıyorum! Çok heyecanlı bu kutunun içinde kitap okumak!

Sonunda kutunun bir süre daha odamda kalmasına izin verdiler.

–O halde neden bu kadar üzgünsün?

–Ama o bir sürenin ne kadar bir süre olduğunu söylemediler Kuş!

–Bütün derdin bu olsun. En iyisi gel azıcık dolaşalım, bir yerlere gidelim.

–Haklısın! Hadi seç bir yer!

–Süpriz olsun, atla kutuya geliyorum!

–Tamam tamam!

Kutunun içi karanlık olduğu için Yeryüzü Ansiklopedisini rastgele açıp el feneri ile okumaya başladım:

“Gazze, Filistin Ülkesi’nin, Akdeniz Kıyısı’nda kalan şirin sevimli bir şehridir…”

–Filistin mi dedin sen?

–Filistin evet! Gazze’ye gidiyoruuuuuuz!

–Sıkı tutun Kuuuuuuuş!

Gözümüzü açtığımızda kendimizi upuzun çok yüksek bir duvarın önünde bulduk. Hatta Kuş az daha duvara çarpıyordu.

–Bu da neyin nesi?

–Şuna sorsana!

–Kime?

–Şuna!

–Heeey!

Benim yaşlarımda bir kız çocuğu duvara resim çiziyordu. Koşarak yanına gittik. Tabi ben koştum Kuş ise uçtu.

–Hey merhaba!

–Merhaba ama neden bağırıyorsunuz! Bu resmi bitirmeden askerlerin beni görmesini istemiyorum.

–Askerlerin mi?

–Askerlerin evet! İşgalci İsrail askerleri. Onlar ülkemizi işgal ettiler. Ve öteki tarafa geçmememiz için bu duvarı yaptılar. Biz burada kocaman bir hapishanede gibiyiz. Duvarın öteki tarafına istediğimiz zaman geçemiyoruz. Oysa orası bizim ülkemiz!

Bu küçük kız neler söylüyordu böyle? Biz nereye gelmiştik. Kuş da ben de çok şaşkındık.

–Hey hey dur dur biraz! Ne askeri?

–İsrail askerleri dedim ya!

–Peki seni görürlerse ne olur?

–Ateş edebilirler!

–A.. A.. A.. Ateş etmek mi? Ço..Ço.. Çocuklara ateş mi ediyorlar?

–Onlar için hiç fark etmez…

–Sen korkmuyor musun peki?

–Artık korkmuyorum!

–Çok cesur bir kızmışsın sen.

–Burada herkes cesurdur.

–Senin adın ne?

–Fatıma!

Fatıma’nın biz gelmeden önce yapmaya başladığı resme baktım. Sırtı dönük bir çocuk resmiydi bu.

–Ne çiziyorsun Fatıma?

–Bu Hanzala!

–Hanzala mı?

–Evet Hanzala. Hanzala’yı burada herkes tanır.

–Neden yüzünü çizmedin? Neden arkasını çizdin? Ben çocuk resmi çizerken hep yüzünü çizerim

–Hanzala dargın, insanlarla konuşmuyor o!

–Dargın mı?

–Dargın evet! Filistin tekrar özgür bir ülke olana kadar da kimse ile konuşmayacak. Askerler evlerimizi yıkmaktan ve yaşlı zeytin ağaçlarımızı sökmekten vazgeçene kadar…

–Şey… Bütün bunlar çok korkunç.

Fatıma’ya ne söyleyeceğimi bilemedim. Kuş, ilk defa gagasını hiç açmadan şaşkınlıktan ve korkudan irileşmiş gözlerle bizi izliyordu.

–Okula gidiyor musun?

–Gitmeye çalışıyorum.

–Burada okula gitmek çok mu zor?

–Hem de nasıl? Askerler okula giderken bizi arıyorlar. Çantalarımızın içine kalemliklerimize, defterlerimizin arasına bile bakıyorlar. Hep geç kalıyoruz bu yüzden.

Bu kadarı da fazlaydı ama! Dünyanın geri kalanı bütün bu olup bitene neden hiç ses çıkarmıyordu! İsrailli askerlerin Filistinli çocuklara bu kadar acımasızca davranmalarına neden kimse dur demiyordu!

–Bazen de okulumuzu yıkıyorlar!

–İnanmıyorum ya! Okulunuzu mu yıkıyorlar?

–Ama biz her seferinde yenisini yapıyoruz. Çünkü iyi bir eğitim alamazsak, ülkemizi asla geri alamayız!

Fatıma, Hanzala’nın pantolonuna kocaman bir yama çizdi. Galiba resmi bitmişti. Derin bir nefes aldı. “Askerler Hanzala’yı hiç sevmiyorlar!” Çünkü onu yakalayıp hapse atamazlar” dedi.

–Hey siz nereden geliyorum demiştiniz?

–Dememiştik ama Türkiye’den geliyoruz biz!

–Kutunuz mu var?

–Evet! Bir buzdolabı kutusu.

–Eğer benim bir kutum olsaydı, ben de Türkiye’ye giderdim. Ama büyüdüğümde Türkiye’ye gideceğim!

–Hey bence artık gitseniz iyi olacak!

–Neden sıkıldın mı bizden?

–Hayır ama askerler geliyor

–Askerler mi?

Her yanlarında silahlar, bombalar sarkan askerleri görünce ben çok korktum. Kuş da korktu. Ama Fatıma hiç korkmadı. Ellerini cebine sokup gitti. Giderken, tıpkı Hanzala’ya benziyordu.

Eve döndüğümde ilk ne yaptım biliyor musunuz? Boya kutumdan siyah, yeşil, beyaz ve kırmızı kalemlerimi aldım ve kutumun üzerine daha önce bizim bayrağımızı çizdiğimiz yerin yanına, bir de Filistin bayrağı çizdim.

Biliyorum bu kadarı Hanzala’nın benimle barışması için yeterli değil ama şimdilik elimden gelen bu…

Allah’a emanet ol Fatıma! Birgün ülkeni hep birlikte geri alacağız ve Gazze’nin bütün duvarlarına, gülümseyen Hanzala resimleri çizeceğiz…





ALİ GEL VE MACERALARI dizisinin 2. kitabından alınmıştır.


0 görüntüleme