Galvani'nin Kurbağaları

1780 YILIYDI. Luigu Galvani, laboratuarında öğrencilerine ders vermek için girdiğinde, ilk iş olarak ölü kurbağaların hazır olup olmadığını sordu.


– Onları kelimeni tam anlamıyla öldürdük Bay Galvani!

– Mükemmeeel! Bunlar mı?

– Evet gördüğünüz gibi hepsi ölü!

– O halde başlayabiliriz


Luigu Galvani bir doktordu ve o günkü dersi ölü bir kurbağanın bacaklarındaki sinirlere her hangi bir alet edevat ile baskı yapıldığında neler olacağı idi.

Galvani’nin emriyle asistanlarından bir tanesi, kurbağaları kesip biçtiği bıçağın ucuyla, kurbağanın bacağına şöyle bir dokunuverdi!

Aman Allah’ım o da ne? Kurbağa bacağı birden hareket etmeye başladı ve sağa sola bir iki tekme attı.


– No’luyo be! Hani ölüydü oğlum bu kurbağalar!

– Hocam ölümü gör bak yemin ediyorum, kestik iyice..

– Nasıl kestiniz ya! Hayvan kalkıp gidecek nerdeyse?


Kimse olup bitene bir anlam veremiyordu. İşin doğrusu kurbağalar gerçekten ölüydü.

Asistanlar ve Galvani sıra ile kurbağanın bacağına dokunmayı sürdürdüler.

Her seferinde bacak seğirtiyor ve tekmeler savuruyordu.


– Bak bak bak! Nasıl attı gördün mü?

– Asıl sen şimdi bak!

– Kaç oğlum ordan vuracak bi tarafına!

– Oynamayın be, günahtır!


Gördükleri karşısında derin düşüncelere dalan Galvani, bu işe mutlaka bir açıklama bulmalıydı.

İlerleyen günlerde, defalarca aynı deneyi yaptı.

Kurbağanın bacağına değişik metallerle, değişik ortamlarda sayısız kez dokundu.

Her zaman aynı neticeyi aldı. Sadece bir kez, o da metal yerine cam bir çubukla deneyi tekrarlamaya kalktığında, kurbağa bacağında en ufak bir hareket gözlemleyememişti.

Galvani sonunda kararını verdi. Bu hayvansal bir elektrikti ve kurbağanın kas ve sinirlerinden kaynaklanıyordu!

Galvani’nin bu açıklaması o gün için herkesin aklına yattı. Zaten ölü bir kurbağa bacağını, hayvansal elektrikten başka ne zıp zıp zıplatabilirdi ki?!

Fakat Galvani’nin yakın dostu ve bir bilim adamı olan Aleksandro Volta’nın aklı bu içerden gelen hayvanî elektrik fikrine pek yatmamıştı.

Tuttu o da bir kurbağanın canına kıydı ve Galvani’nin deneyini tekrarladı. Fakat çok daha bilinçli bir şekilde.

Kurbağa bacağının birine bakır, diğerine ise çinko bir tel ile dokunduğunda, bacak “kalk düğüne gidelim” oluyordu. Ama her iki bacağa da aynı telin iki ucunu dokundurduğunda, pek bi kıpırdanma olmuyordu.

Eğer elektirik kurbağanın sinir ve kaslarından geliyor olsaydı, her iki durumda da bacağın horon tepmesi gerekmez miydi?

Ve Volta, bu garip olaya son derece isabetli bir açıklama ile noktayı koydu: “Elektrik kurbağadan değil, metallerden geliyor!

Kurbağanın bir bacağına bakır, öteki bacağına ise çinko değdirildiğinde bu iki metalin birbiri ile tek teması kurbağanın dokuları oluyordu. Bu dokuları oluşturan hücreler su ile dolu oldukları için, metaller arasındaki elektron alış verişi çok kolaylaşıyor, bu da elektrik akımının ortaya çıkmasına sebep oluyordu.

Öyleyse bu iş kurbağasız da olabilirdi pekala!

Volta, kurbağayı devreden çıkardı.

Bakır ve çinko çubukları tuzlu su ile doldurduğu bir kabın içine koydu. Sonra da çubukları bir tel ile birbirine bağladı.

İki metal plaka arasında güçlü bir elektrik akımı oluştuğunu gördü.

İşte bu, ilk pilden başka bir şey değildi. Adına da o gün bu gündür, Volta Pili denir.

Yanlışlıkla yapılan bir biyoloji deneyi, Volta’nın elektrik üreten pili bulmasıyla sonuçlandı. Tabii bu arada Hayvanî Elektrik Teorisi de uçtu buhar oldu gitti.

Fakat Galvani, arkadaşı Volta’ya, teorisini uçurduğu ve karizmasını azıcık da olsa, çizdiği için hiç kızmadı. Bir bilimadamına yakışacak şekilde, onu takdir etti. Yanlışlıkla da olsa, böyle büyük bir buluşta katkısı olduğu için mutlu oldu...


– Ben kurbağaları kesmeyeydim, sen zor bulurdun o pili Volta!

– Abi çok mahcubum sana!

– Traşı bırak da bi yemek ısmarla bakalım!

– Kurbağa bacağı yer miyiz?

– Pardon!

– Üzülme be abi! Beraber bulduk sayılır...

– Tabii, o yüzden, senin adını elektriğe verdiler, bize de kala kala boru kaldı çakal!

– Ne borusu abi?

– Ne borusu olacak, galvaniz boru!


•••


(Özkan Öze'nin TARIK USLU ismi ile çocuklar için yazdığı popüler bilim kitabı BİLİM ÖYKÜLERİ'nden alınmıştır.)





Çizim: Sevgi İçigen

0 görüntüleme