Göz Kamaştıran Bir Merak

En son güncellendiği tarih: May 30

HAYATIM BOYUNCA pek çok şeyi merak ettim. Merak ettiğim pek çok şeyin cevabını da buldum. Meraklı biri olduğum ve merak ettiğim şeylerin peşinde ısrarla koştuğum için, genelde kârlı çıktım.

Fakat zaman zaman, başıma olmadık işler açtığım da oldu.

Mesela bir gün, pipetle çay içmenin nasıl bir şey olduğunu merak ettim ve ağzımın içinden ta midemin dibine kadar bütün sindirim sistemim haşlandı. Günlerce boğazımdan geçen her lokmadan sonra acı içinde kıvrandım...

Bu, hayatım boyunca yaptığım en budalaca işlerden biriydi ama en budalacası değildi.

En budalacasını size anlatmalı mıyım bilemiyorum.

Aslında anlatmasam benim için çok daha iyi olur. Ancak Şu Acayip Işık ve Renk için, kelimenin tam anlamı ile göz kamaştırıcı bir giriş olacağından eminim.

Göz kamaştırıcı! Evet kesinlikle göz kamaştırıcı...

Sanırım on yaşındaydım. Bir fotoğraf makinem vardı. Küçük dikdörtgen şeklinde basit bir aletti. İçinde çoğu zaman film bulunmazdı. Film pahalı bir şeydi. Ama bunu pek dert etmezdim.

Çünkü benim için o fotoğraf makinesinin en büyüleyici ve göz kamaştırıcı tarafı, patladıktan sonra cuviyyyyk diye tuhaf bir ses çıkaran flaşıydı.

Haftalarca elimde fotoğraf makinesi, akla hayala gelmeyen şeyler yaptım.

Havada uçan sineklerin, iri hamam böceklerinin ansızın karşısına çıkıp flaş patlattım.

Aynı şeyi bir kedinin burnunun dibinde yaptım.


– Mestan Mestan Mestan! Nerde bu hayvan?

– Mauvvvvv...

– Gülümse Mestan, gülümse! Cuviyyyyyk!




Geceleri herkes yattığında, ışıklar söndüğünde, karanlığın içinde usul usul yataktan kalkar ve çıt çıkarmadan çekmeceden fotoğraf makinemi alırdım.

Karanlık odanın içinde, makinenin pili bitene kadar flaş patlatır, o keskin ve hızlı ışığın karanlığı bir anda paramparça edişini, heyecanla seyrederdim.

Cuviyyyk! Cuviyyyyk! Cuviyyyyk!

Peki acaba, uyuyan birinin yüzüne flaş patlatsam uyanır mıydı?


– Cuviyyyyyyk

– Huy! Na’pıyosun, delirdin mi oğlum!?

Bu babaannem.

– Hiç! Deney yapıyorum, öğretmen istedi!

– Allah ıslah etsin, ödümü kopardın!

– Korkma korkma, bişey yok!

– Tövbe estağfirullah!


Günler, makinemin flaş patlağından nasibini alacak börtü böcek ve türlü hayvanattan kurban aramakla, geceler ise evin içinde cuviyyyk cuviyyyk flaş patlatmakla geçiyor; gündüzleyin kapımıza gelen komşu teyzeler, gece bizim evin içinde yanıp sönen parlak ışıklar gördüklerini, “iyi saatte olsunların” oturma odamızda fink attıklarını söylüyorlardı...

Benim küçük fotoğraf makinemin flaşının göz kamaştırıcı ışığının tadına bakmayan neredeyse kimse kalmamıştı ki, aklıma bambaşka bir soru daha düştü.

“Acaba şu flaşa gözümü dayasam ve öyle patlatsam ne olurdu?”

Aslında bunun çok da akıllıca bir fikir olmadığı benim de içime doğmuştu; fakat merak ah o merak!

Sevgili fotoğraf makinemin flaşını gözüme dayadım ve korkuyla karışık bir heyecanla düğmeye bastım: Cuviyyyyyk!





İşte hayatımda yaptığım budalaca şeylerin en budalaca olanı, budalalıklar listemin üst sıralarına, sol gözümün içinde çakan şimşekler ve patlayan havai fişeklerle, böylece oturmuş oldu...

Sol gözüm günlerce doğru düzgün göremedi. Baktığım her yerde minik minik yıldızlar uçuşuyor, gözümü kör ettim diye üzüntüden ne fotoğraf makinası ile, ne de başka bir şey ile oynamak içimden geliyordu...

O korkunç ışık patlaması, gözbebeğimi neredeyse delip geçmiş ve yüksek ışıkta kısılıp küçüldüğünü, karanlıkta ise irileştiğini kendi kendime keşfettiğim gözbebeğim, maruz kaldığı bu saçma sapan muameleden öyle bir tırsmıştı ki, toplu iğne başı kadar büzüşüp, bi daha da eski haline gelmemecesine içine kapanmıştı sanki...

Neyse ki, korktuğum şey başıma gelmedi. Gözüm bir süre sonra eski haline döndü.

Ama benim ışığa ve ışığın karanlığı aydınlığa dönüştürmesine karşı duyduğum aşırı merak, tutkulu sevgi ve tükenmez ihtiyaç hiç azalmadı.

Bazen, pırıltılı bir bahar sabahı penceremden süzülüp gelen tatlı sabah ışıklarına hayran hayran baktım...

Bazen, taze yaprakların ta en ucundan ha düştüm ha düşeceğim toprağa diye sevinçten titreyen minicik damlacıklardaki ışıltıya dikkat kesildim...

Bazen, geceleri yakışıklı zeytin ağaçlarının gümüş gümüş yanan yapraklı dalları arasından “Merhaba efendim, hayırlı geceler dilerim” diye sesleniveriyormuş gibi gülümseyen Ay’a takıldı gözlerim...

Bazen, saçılmış inci taneleri gibi yanıp sönen yıldızları hayran hayran seyrettim...

Bazen, yağmurlu bir günün ortasında kocaman gri bulutların arasından sıyrılıp, yeryüzüne doğru merdiven gibi uzanan güneşe karşı kollarımı açarak dikildim...

Bazen, kavurucu ağustos güneşi altında, asmalı kameriyelerin serin gölgeliklerine yol bulup sızan, göz alıcı beyaz ışık beneklerini tek tek saydım...

Işık benim için görünmez mürekkeple yazılmış gizli ve sırlı yazıları görünür kılan efsunlu karışımlar gibi büyüleyici bir şey oldu hep...

Yerlerin ve göklerin bütün güzellikleri, ancak ışığın aydınlatması ile görünür oluyor; gözlerim, çiçek açmış badem ağaçlarını, o çok sevdiğim erguvanları, ancak bu şekilde görebiliyordu...

Hayatım boyunca ışığın peşinden gitmeli ve dünyamı karanlıklardan aydınlıklara çıkaran Allah’a, aklımdaki bütün soruları, kalbimdeki bütün hüzünleri ve geleceğimi sonsuza kadar aydınlatacak kadar çok ışık için dua etmeliydim...


•••


(Özkan Öze'nin TARIK USLU ismi ile çocuklar için yazdığı popüler bilim kitapları ACAYİP ŞEYLER DİZİSİ'nin 12. kitabı olan ŞU ACAYİP IŞIK VE RENK'ten alınmıştır.)


Çizimler: Sevgi İçigen

0 görüntüleme