EN SEVDİĞİM AY / Sormagir Mahallesi Hikâyeleri




Bana, “En sevdiğin ay hangisi?” diye sorduklarında, “Hangisi olacak, Ramazan!” diyorum. Hep gülüyorlar. Neden gülüyorlar ya?

Ramazan ay değil mi?


–Ay, ay! Ay elbet..

–Eeee o vakit? Gülünecek ne var? Benim en sevdiğim ay da Ramazan!


Bulutsuz pırıl pırıl bir ilkbahar gecesinde, Sormagir’in mütevazı evceğizleri üzerinde, inci işlemeli koyu lacivert kadifeden bir örtü gibi gecenin yüzünde, incecik kirpik gibi bir hilal Ay, bizlere Ramazan’ı müjdeledi.

Küçük Hayrullah Camii’nin minarelerinde lambalar yandı, mahya asıldı. Bir minareden ötekine, ışıktan harflerle kocaman, HOŞGELDİN RAMAZAN yazıldı.

Hoşgeldin Ramazan! Sormagir’e Hoşgeldin!

Ramazanın ilk günüydü ve biz hep oruçtuk. Ben, İdris, Tacettin, Mahpeyker ve Safinur, hepimiz…


–Vasfiye Teyze dedi ki Vasfiye Teyze!

–Ne dedi Vasfiye Teyze?

–Cengiz de oruçmuş?

–Bakalım akşama kadar dayanabilecek mi?

–Dayanır dayanıııır…


Sormagir Mahallesinin kırk iki yıllık fırıncısı Mithat Amca, acık soluklanayım bir hava alayım diye beyaz önlüğünü çıkardı, itina ile askılığa astı. Ellerini yıkadı bir güzel. Ununu kepeğini silkeleyip, hasır iskemlesini aldı ve dükkanının önüne çıktı. Tam iskemleyi bir gölgeliğe yerleştirip oturacaktı ki, Cengiz Tatak ile göz göze geldi. Cengiz Tatak, kalın neticesinin altına incecik bir minder koymuş, kaldırımda oturuyordu. “Allah! Allah!” dedi, Fırıncı Mithat Amca, “Bu çocuk niye böyle kasap kedisi gibi orada oturuyor?”


–Cengiz oğlum bir şey mi istedin?

–Yok Mithat Amca?

–Evladım ne diye oturuyorsun orda öyle Hind fukaraları gibi?

–Pide alacağım.

–Ne?

–Pide alacağım.

–Pideye daha çok var. Daha ikindi yeni oldu.

–İlk ben alacağım Mithat Amca. Kuyrukta yer tutuyorum.

–Hangi kuyruk evladım?

–Pide kuyruğu.


Cengiz’e çaktırmadan bıyık altından tıs tıs gülen Mithat Amca, “Fesubhanallaaaah!” dedi, “Sen hele şöyle gölgeye gel. Oruç başına vurmuş, bir de güneş çarpmasın!”

Canım, Cengiz’in başına oruç oruç vurmuş da bizim vurmamış mı? Şimdi doğruya doğru, ikindiye doğru dilimiz damağımıza yapışmaya başladı. Pek acıkmadık belki ama susadık. Hele İdris çok susadı.


–Sana top oynama demedik mi İdriiiiiiis?

–No’lmuş acık susadıysam? Orucuz neticede. Top oynama susama, sahurda çok ye acıkma! Eeee! Ne anladım ben o işten? Oruçsan, acık acıkacan! Aç kalanın halinden de böyle anlayacan.

–Yaaaaa değil mi?


Vakit ilerleyip gün akşama doğru meyletmeye başlayınca, Sormagir mahallesi halkı birer birer Mithat Fırın’ın kapı önüne sebilhane bardakları gibi dizilmeye başladı. Tabii en önde Cengiz Tatak vardı. Cengiz’in hemen arkasında Deli Belkıs Abla, Deli Belkıs Abla’nın hemen arkasında da, Deli Belkıs Abla’nın annesi Tevhîde Teyze!

–Siz niye iki kişi geldiniz ayol!

–İki pide alacağız da o sebepten.

–E biriniz gelse iki pide alsa olmuyor mu?

–Öyle de olur, böyle de olur!

–Olur, olur tabii… Niye olmasın?


Kuyruk uzadı da uzadı… Pötürgeliler Kıraathanesinin süs havuzuna kadar uzadı. Havuzu bi tur attı. Yadigar Emice’nin çaysızlıktan dönen başı biraz da kuyruktan döndü. Baktı olacak gibi değil o da Emekli Başkomser Necati Düpdürer ile balıkçı Dursun Kaptan’ın arasından kuyruğa dahil oldu.

Kuyruk, Başısöğüt Yokuşu’ndan aşağıya verdi kendini. Oradan Çatapat Fabrikası’nın nizamiyesine kadar indi. İcabettin Dayı da bekçi kulübesinden çıkıp, bisikletine atladığı gibi, ayağına kadar gelen kuyruğa böylece dahil oldu.


–İcabettin Dayı bisikletle kuyruğa mı girilir ya?

–İşiiz gücüüz yoh mi? Beniğle maytap geçisiz he?


Cengiz Tatak o senenin Ramazan’ında, Sormagir Mahallesi’nin kırk iki yıllık fırını Mithat Amca’dan ilk Ramazan pidesini almaya muavaffak oldu bileğinin hakkı ile. Aldığı gibi de eve koştu. Pide nasıl sıcaktı nasıl çıtır çıtırdı ah anlatamam size. Saat başı bir şeyler yemeden duramayan Cengiz’in aklı, sıcak pidenin kokulu buharı gibi aklından uçtu gitti. Oruç olduğunu unutup pideye öyle bir girişti ki, daha eve varmadan yarısını yedi bitirdi.


–Olsun! Unutana bişey yok!

–Yok mu gerçekten? Oruç oluyo mu unutup yersen?

–Oluyo oluyo! Ama hatırlayınca “zaten orucum bozuldu” diyerek yemeye devam etmeyeceksin!

–Kim dedi?

–Cengiz, “Akşama kadar tuttum yarım saat kala unuttum orucumu bozdum!” diye ağlayınca, Vasfiye Teyze, Saadettin Hoca’ya sormuş.

–Saadettin Hoca da, “Unutmaktan bişeycik olmaz Cengiziiiiiim!”demiş. “Allah orucunu kabul etsin!”

–Haaaa. İyi o vakit.

–Ayy çok sevindim!

–Sen niye bu kadar sevindin Safinur

–Ben de yanlışlıkla su içtiydim sabah!

Susuzluktan dili damağına yapışmış İdris Takacı, rahmetlik dedesinden kalma trenli Sarkisof’unu cebinden çıkartıp saate baktı. “Az kaldı” dedi, “Beş bilemedin on dakikaya top patlar, ezan okunur!”

Sonra biz hepimiz, sıcak pideleri sarıldıkları temiz kâğıtların uçlarından tuta tuta evlerimize dağıldık.

Sonra tertemiz bir bahar yağmuru gibi Küçük Hayrullah Camii’nin ve civardan sesi yetişen cümle camilerin minarelerinden, Sormagir’in çatı ve damlarına, daracık daracık tozlu sokaklarına, bir güzel ezanlar yağmaya başladı.

Yedirdikçe doyduğumuz, başkalarına yer açtıkça daha da genişleyen sofralarımızda orucumuzu açtık.

“Senin rızan için tuttuğumuz orucu, Senin verdiğin nimetler ile açıyoruz Allah’ım, Bismillah!”

Hoşgeldin be Ramazan! İyi ki geldin…


0 görüntüleme