Bir Kelebek Doğuyor

En son güncellendiği tarih: May 30





HANİ BİR HİKÂYE VARDIR, anlatılır. Adamın biri evinin bir köşesinde, kozasından yani krizalitinden çıkmaya çalışan bir kelebek görür; zayıf çelimsiz, ıslak ve titrek kelebekciğe pek bir acıdığından, “Böyle hödük gibi durmayayım, şuncağıza yardım edeyim! ” diyerek, herbiri lahana dolması kadar iri ve etli parmaklarını, pis, kirli tırnaklarını, kozanın incecik çatlaklarına sokup açar ve kelebeği güya oradan çıkartarak, yardım eder.

Fakat netice hiç de beklediği gibi olmaz. Biçare kelebek, adamın hayal ettiği gibi pırrr diye uçup gideceğine, âdeta avucuna yapışır kalır. Adam şaşkın ve üzgün bir şekilde kelebeğe doğru yaklaşır ve neler olduğunu anlamaya çabalar.

Bu sırada kelebekten, minnacık bir ses gelir.


– Ge...

– Geç kaldım değil mi? Geç kaldım!

– Ge... Ge... Ge...

– Biliyorum sevgili dostum geç kaldım. Bana geç kaldığımı söylemeye çabalıyorsun. Dur! Kendini yorma boşuna, anladım ben onu!

– Ge...Ge...Ge...

– Ah! O maç uzatmalara kalmasaydı, belki de çok daha önce seni farkedecektim ama maç uzatmalara kaldı. Bi de bana tekmek attılar dizim şişti dizime soğuk bastırdım falan...

– Ge... Ge... Ge...

– Yorma kendini yorma!

– Ge... Ge... Ge...

– Geç kaldım! Geç kaldım, yetişemedim! Benim yüzümdeeeeeeeaaaaaaen!

– Ge... Ge... Ge...

– Hakem faul de vermedi, cibilliyetsiz!

– Ge... Ge... Ge...

– Tamam ama yeter artık, beni de üzüyorsun bak! Ne yapalım hayat böyle! Vaden bu kadarmış be gülüm. Senin için maç başlamadan bitti! Ama zaten siz kelebeklerin öyle çok uzun bir ömrü yoktur yani söylemesi ayıp...

– Ge... Ge... Ge...

– Işıklar içinde yat! Hadi kapat gözlerini...

– Ge... Ge... Ge...

– Tamam geç kaldım tamam! Evet geç...

– Ge... Ge... Geri zekalı!


Siz siz olun, kozasından çıkmaya çalışan bir kelebek gördüğünüzde, sakın “Koşayım yardım edeyim!” diye parmağınızı bu işe sokmaya kalkmayın.


Sadece seyredin!


“Nazar edin” yani, dikkatlice bakın!


Yeryüzünde yaşanan en acayip olaylardan birine, bir kelebeğin doğum anına şahitlik edin, bir mucizeye tanık olun.


Çünkü kelebek denen o muhteşem yaratığı, annesinin karnında, sonra minnacık bir yumurtanın içinde, sonra bir tırtıl elbisesinde bırakmayan, yumurtadan çıktığı günden beri halden hale evirip çeviren ve sonunda onu, onun için hallerin en güzeline kavuşturan Allah, kozasının içinde de bırakmaz, dışarıya çıkartır; incecik toz kanatlarına, çiçekten çiçeğe uçacak kuvveti yine O verir...


Eğer aklınıza gelir, diliniz de dönerse, bu olağanüstü hadiseye, sizin gibi şahitlik eden meleklerin korosuna katılıp, “Allah’ım!” deyiverin. “Sen her şeyi halden hale çeviriyorsun ya! Benim halimi de hallerin en güzeline çevir!”



Bir kelebek doğuyor!


Pupa evresinin sonuna doğru o krizalitin kalın kabuğu iyice incelmiş olur. Ona yakından bakma imkânı bulabilenler (Kesinlikle el sürmeden) şeffaflaşmış kabuğun hemen altında, kelebeğin renkli kanatlarını bile görebilirler. Gerçekten de o ince kabuğu yırtıverseniz, kelebek, hemen uçup gidecek gibidir.


Ancak Allah’ın tabiatında işler böyle aceleye gelmez; fakat geç de kalmaz. Her şeyin kararlaştırılmış bir zamanı vardır çünkü...


Bazıları için bu kararlaştırılmış zaman birkaç haftayken, bazıları için neredeyse birkaç mevsimdir. Sonbaharda pupa evresine giren bazı kelebekler, oradan ancak bahar gelip, havalar ısındığında bir kelebek olarak çıkarlar...


Doğum zamanı geldiğinde zaten kabuğu iyice incelmiş olan krizalit yırtılıverir. En son gökyüzüne baktığında, tombul ve çirkin bir tırtıl olan kelebek, öyle acele etmeden usulca bu yırtıktan dışarıya, bir kelebeğe yakışacak nezaketle ama elbette heyecanla süzülür. Fakat dışarıya ilk çıktığında kanatları büzüşmüş naylon poşet gibidir, üstelik ıslaktır.


Kabuktan iyice kurtulup birkaç adım atan kelebeğin vücudu şişkindir çünkü sıvı ile doludur. Bu sıvı kanatlara doğru pompalanmaya başlar. Böylece kanatlar yavaş yavaş açılır ve gerilerek düzelir. Bir süre sonra bizim bildiğimiz kelebek kanadı şeklini alır. Fakat şimdi de kanatların kuruması gerekmektedir.


Kelebekçik bir iki saat kadar da, kanatlarının kurumasını bekler. Tabi bu süre kelebeğin kanatlarının genişliğine—bazıları çok büyük olabiliyor— ve havanın sıcaklığına göre değişir...

Neticede, kelebeğin bizzat kendisinden 150 milyon kilometre ötede dev bir ateş topundan gelen ama Dünya’nın yüzeyindeki herbir şeyle birlikte, kelebeğin kanatlarına da değip dokunmadan önce, atmosferin kat kat tül ve perdeler gibi tabakalarından geçirilip yumuşatılan ılık ışıklar, o incecik narin ve nazik toz kanatları kurutur...


Oysa ne Güneş’in kelebekten haberi vardır ne de kelebeğin Güneş’ten...

Ancak güneşin ışıkları altında kanatlarını kurutan bir kelebek gören herkes, yeryüzünde bir kelebek yaratmak için, gökyüzünde bir yıldız yaratmak lazım geldiğini anlayabilir.


Daha doğrusu kelebekleri kim yarattıysa, Güneş’i de O’nun yarattığını...


•••

Özkan Öze'nin TARIK USLU ismi ile yazdığı popüler bilim kitapları ACAYİP ŞEYLER DİZİSİ'nin 15. kitabı ŞU ACAYİP KELEBEKLER'den alınmıştır.



Çizim: Sevgi İçigen

0 görüntüleme