Allah Benzemez!




“Hiçbir şeyi Allah’a benzetmeyin.” — Nahl Sûresi, 74. ayet

“O’nun benzeri yoktur!” — Şura Sûresi 11. ayet



EN MUTLU AİLELERDE BİLE, çocukların kime benzediği zaman zaman tartışma konusu olur. Çünkü herkes çocukları ya kendine, ya da kendi tarafına benzetmeye çalışır.

Bazıları, “Ben zaten bir başkasıyım! Ne diye beni bir başkasına benzetiyorsunuz!” diyerek itiraz edecek olsalar bile, kendilerini benzetilmekten, kolay kolay kurtaramazlar!

– Bak ben diyorum aynı bizim Tacettin Dayı, aynı ya! O da böyle her şeye itiraz ederdi rahmetli!

– Yaaa senin Tacettin Dayın her şeye itiraz ederdi de, benim Zülküf Amcam her şeye itiraz etmez miydi? Aynı Zülküf Amca işte, aynı!

Senin anlayacağın, anne babalar çocuklarını ne yapar eder bi güzel benzetirler! Bundan kaçış yoktur!

İşin doğrusu çocuklar gerçekten de anne babalarına ve öteki yakın akrabalarına benzerler. Hatta aralarında kan bağı olan uzak akrabalarına bile benzeyebilirler. Neticede, genetik diye bir şey vardır! Yani yetişkinler seni birilerine benzetmek konusunda haklıdır, boşuna itiraz etmemelisin! Mecbursun, birilerine benzeyeceksin! Çünkü akrabalarınla pek çok ortak noktan vardır. (Sadece ortak DNA moleküllerini saymaya kalksak ömrümüz yetmez!) Bu ortak noktalar seni başkalarına benzetir ve tabii başkalarını da sana!

Zaten bir şeyi bir başka şeye benzetebilmek için aralarında en az bir ortak nokta olması gerekir. Bu ortak noktalar ne kadar çoksa, benzemek o kadar çok olur.

Şimdi boş bir kâğıt bul, üzerine bir daire çiz ve içine İNSANLAR yaz.

Sonra bir başka daire daha çiz ve onun içene de HAYVANLAR yaz.

Daha sonra bir daire daha çiz ve ona da BİTKİLER yaz.

Biz bu üç daireye bakıp insanlar insanlara, hayvanlar hayvanlara ve bitkiler bitkilere benzer diyebiliriz. Çünkü ortak noktası olanları aynı daire içine aldık.

Şimdi bu üç daireyi içine alacak kocaman bir başka daire daha çiz ve onun üzerine de CANLILAR dairesi yaz.

Şimdi İNSANLAR, HAYVANLAR ve BİTKİLER daireleri CANLILAR dairesi içine girdi. Yani hepsinin ortak bir noktası ortaya çıktı. Öyleyse bu dairenin içindekilerin hepsi birbirine bir şekilde benzetilebilir.

En azından canlı oldukları için benzerler. Ama benzerlik bundan ibaret kalmaz! Mesela seni hayvanlar dairesindeki bir solucana rahatlıkla benzetebilirim çünkü ikiniz de CANLILAR dairesinin bir üyesisiniz ve aranızda sayısız benzerlik var!

– Tamam ben biraz zayıfım ama bu kadarcık şeyden, insan solucana benzetilir mi?

– Zayıf olman inan hiç aklıma gelmemişti. Üstelik bu öteki benzerliklerin yanında hiç önemli değil!

– Nerem benziyor benim solucana?

– İkiniz de hücrelerden meydana gelen birer canlı organizmasınız. Yani hücreleriniz sayısınca benzerlik var.

– Bu yetti!

– Solunum yaparsınız, bir şeyler yersiniz ve yediklerinizi sindirirsiniz!

– Anlaşıldı anlaşıldı! Biraz daha sayarsan bir solucan olduğuma dair yemin etmeye başlayacağım!

– Dikkat et tavuklar bunu duymasın çünkü onları aksine ikna etmen çok zor olabilir!”

– Bak bu hiç aklıma gelmemişti!

Şimdi CANLILAR dairesinin yanına bir daire daha çiz ve onun üzerine de CANSIZLAR yaz.

CANLILAR ve CANSIZLAR iki ayrı daire olarak karşımızda duruyorlar. Bu haliyle aralarında hiçbir ilişki yokmuş gibi değil mi? Birbirleriyle ortak bir noktası olmayan iki daire…

Şimdi CANLILAR ve CANSIZLAR dairelerini içine alacak daha büyük bir daire çiz ve onun üzerine de HER ŞEY yaz!

– Bu yaratılmış HER ŞEY dairesinin içinde neler var?

– Her şey…

– Her şey evet! Melekler, cinler, insanlar, terliksi hayvanlar, sekoya ağaçları, domalan mantarları, yıldızlar, galaksiler, inci, mercan, kakalak, plütonyum elementi vs... Her şey!

İşte bu yaratılmış HER ŞEY dairesinin içindeki her hangi iki şeyin, hiçbir ortak özelliği olmasa bile, yaratılmış olmak gibi ortak bir özelliği vardır. Ve yaratılmış olmak, onları birbirine benzetmeye yeter. Çünkü bu noktada, dört büyük melekten biri olan Vahiy Meleği Cebrail ile minicik bir serçe kuşu birbirine benzer! İkisi de aynı Allah’ın yoktan yarattığı bir şeydir çünkü.

Melekler ile kuşlar, insanlar ile ağaçlar, eğrelti otları ile inci, dev bir kaşalot ile Güneş ve Halley Kuyruklu Yıldızı’nın kuyruğundaki buz ve toz parçacıkları… Aklına gelen gelmeyen her şeyin, HER ŞEY dairesi içinde büyük bir ortak noktası vardır: Yaratılmış olmak!

İşte bu ortak noktadan bakıldığında, hepsi birbirine benzer ve benzetilebilir!

– Peki bu dairenin dışında ne vardır?

– Hiçbir şey!

– Doğru! Her şey bu dairenin içinde olduğuna göre, hiçbir şey bu dairenin dışında değildir.

Bu dairenin dışında sadece Allah vardır. Çünkü o bir şey değildir.

Bütün bu şeylerin yaratıcısıdır! İşte bu yüzden yaratılmış HER ŞEY dairesinin içindeki hiçbir şey, Allah’a benzemez ve benzetilemez. Ve Allah da, yarattığı bu şeylerin hiçbirine benzemez.

Ne Güneş’e benzetilir Allah, ne yıldızlara, ne Ay’a, ne dağlara, ne insanlardan bir insana, ne hayvanlardan bir hayvana ne de bulutlara…

Fakat Dünya, şu saydığım şeyleri ilâh yerine koyup tapan milyarlarca insan gördü bu güne kadar.

Hâlen daha yeryüzünde böyle tuhaf şeylere tapanlar var… Güneşe tapanlar, bir takım dağlara kutsallık verenler, yıldızlara secde edenler, yanardağlara adak adayanlar, ineklere, maymunlara, farelere ve hatta gübre böceklerine saygıda kusur etmeyenler var…

Garip ama gerçek işte…

Tek olan eşsiz ve benzersizdir!

Dikkat ettiysen bu akrabalara benzetme işinde yazılı olmamakla birlikte herkesin uymak zorunda olduğu bir kural vardır: Sonrakiler, öncekilere benzetilirler!

Yani sen Tacettin Dayı’ya ya da Zülküf Amca’ya benzetilebilirsin ama Tacettin Dayı, ya da Zülküf Amca sana benzetilmez. Bu son derece mantıksız bir şey olur…

Neden?

Çünkü sen daha bir ceviz ağacının yapraklarından bir yaprağın içinde fotosentez sonucu elde edilmiş taptaze bir Karbonhidrat molekülü iken, onlar aynı ağacın altında topladıkları cevizleri paylaşırken kavga çıkartıp, birbirlerinin kafasını gözünü kırmakla uğraşıyorlardı. O yüzden senin senden öncekilere benzetilmen son derece normal! Eğer tersi olsaydı, sen doğmadan önce, zavallı Tacettin Dayı ya da Zülküf Amca hiç kimseye benzetilemeyen iki “tipsiz” olarak, benzetilecekleri birinin dünyaya gelmesini bekliyor olacaklardı!

Aman ne büyük trajedi!

Peki, ama acaba yeryüzündeki ilk insan, hepimizin ortak atası ve aynı zamanda ilk peygamber Hz. Âdem (as) kime benziyordu?

Onun babası, annesi, amcası, halası, dayısı falan olmadığına göre hiç kimseye benzemiyordu. Sadece kendine benziyordu.

Hz. Âdem ilkti, kendinden önce kendi cinsinden bir başkası yoktu. O yüzden benzersizdi. Eğer Allah, Hz. Âdem’den başka bir insan yaratmış olmasaydı, Hz. Âdem, Allah’ın hem benzersiz hem de eşsiz bir eseri olarak öyle bir başına kalacaktı.

O hiçbir şeye benzemeyecekti, hiçbir şey de ona benzemeyecekti. Çünkü tek olan kimseye benzemez ve kimse de ona benzemez!

Ancak Allah, Hz. Âdem’i tek bırakmadı. Ona kendi cinsinden olan, yani kendisine benzeyen Havva’yı yarattı ve pek çok çocuk verdi.

Çocuklar çoğaldı çoğaldı ve bütün dünyayı sardı. Bugün yerküre üzerinde didinip duran herkes Âdem Peygamber’in çocuklarıdır ve babaları olan Âdem’e benzerler. Bu yüzden Âdem Peygamber artık ne benzersizdir ne de eşsiz!

Eğer “Âdem Peygamber acaba neye benzerdi?” diye soruyor olsaydın sana şöyle cevap verirdim:

“O kadar merak ediyorsan aynaya bak cancağazım! Âdem Peygamber kime benzerdi bilemeyiz ama hepimizin ona benzediği kesin, babamız neticede!” Oysa Allah birdir ve tekdir. Tek ve bir olanın ne eşi ne de benzeri olur...

Ne O bir şeye benzer, ne de bir şey O’na…



Küçük Bir Anahtar

Bazı cevaplar o kadar gözümüzün önünde ve o kadar burnumuzun dibindedir ki, onları bulmak, sırf bu yüzden çok zor olur.

İnsanların, Allah hakkında sordukları o en büyük soruların cevapları genelde böyledir! Bunu nereden mi biliyorum? O cevapları bulduğunuz zaman ilk tepkiniz hep şöyle olur:

“Bu neden benim aklıma hiç gelmedi ki?”

Hem bazen bir konuyu anlamak veya anlatmak için uzun uzun izahlar değil de, tek bir kısa cümle yeterli olur. Tıpkı kocaman kapıları küçücük bir anahtarın açması gibi o kısa ve basit cümle, arkasında cevabı saklayan dev gibi bir kapıyı açmamız için yeterli gelir.

Belki de bu bölümün başından beri sana anlatmaya çalıştığım her şeyi, bütün o örnekleri bir kenara bırakıp, şu tek cümleciği söyleseydim, her şeyi özetlemiş olacaktım:

“Hiçbir şey yokken var olan, elbette hiçbir şeye benzemez!”



Hayat neye benzer?

Şu pencerenin kenarında sırt üstü yatmış uzanmış sineği görüyor musun?

İyice bak!

Şimdi de şu lambanın etrafında dönüp durana bak! İkisi de sinek ama biri ölü! Ölü olanın hangisi olduğunu söylememe gerek bile yok!

Görünüşe bakarsan ölü ve canlı sinek arasında canlı olanın uçması ve sinir bozucu bir şekilde vızıldayıp durması haricinde hiç bir fark yoktur. Ama aralarında nasıl bir fark olduğunu biz gayet iyi biliyoruz. Ve biz bu farka HAYAT diyoruz.

Ölü sineğin bedeninde artık bir sinek hayatı yoktur. Diğerinde ise belli ki var. Peki varlığından bu kadar emin olduğumuz hayat hakkında ne biliyoruz?

Ben söyleyeyim: Sadece var olduğunu biliyoruz! Ve var olduğunda neler olduğunu biliyoruz. Canlı bir sinek ile ölü bir sinek arasındaki hayatın ortaya çıkardığı farkı biliyoruz. Ama hayat hakkında hiçbir şey bilmiyoruz.

Nedir hayat? Neye benzer? Kendine ait bir rengi, bir şekli, bir kokusu, bir sesi var mıdır?

Bilmiyoruz! Sadece hayatın varlığını biliyoruz. Ve hayatın varlığını bilmek, bizim için hayatın tam olarak ne olduğunu bilmek anlamına gelmiyor.

Aynı şey yerçekimi için de geçerli.

Yer çekimin ne olduğunu değil sadece var olduğunu biliyoruz biz!

Allah, gözümüzün önünde ve burnumuzun dibinde varlığından hiçbirimizin şüphe edemeyeceği ama varlığı hakkında hiçbirimizin hiçbir şey bilmediği iki şey yaratmış. Bunları düşündüğümüzde, bunları yaratan hakkında “Neye benzer?” gibi bir soru sormanın bir anlamı olmadığını bilmeliyiz.

Ve böyle bir sorunun, ayağına takılıp bizi Allah’ı tanımak ve bilmek yollarından alıkoymasına izin vermemeliyiz...



(GENÇ ADAM VE ALLAH kitabından alınmıştır.)


264 görüntüleme1 yorum